Social Icons

Pages

Sultan II. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sultan II. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sultan II. Abdülhamid Han

Posted by Adsız On 2.03.2010 0 yorum




Sultan II. Abdülhamid Han
Babası : Sultan Abdülmecid
Annesi : Tirimüjgân Sultan
Doğduğu Tarih : 21 Eylül 1842
Padişah Olduğu Tarih : 31 Ağustos 1876
Tahttan İndirildiği Tarih : 27 Nisan 1909
Öldüğü Tarih : 10 Şubat 1918

Sultân Abdülhamid Hân, Osmanlı Padişahları arasında en uzun süre tahtta kalanlardan biridir; Osmanlı Devleti’ni yakından ilgilendiren çok önemli olayların saltanatında meydana geldiği nadir padişahlardandır ve en önemlisi de hakkında en çok eser bulunan bir devlet adamıdır. Bir iki sayfada onun şahsiyetini ve devrindeki olayları özetlemek mümkün değildir. Bu sebeple sadece bazı olayların ana hatlarını vermeye çalışacağız.

II. Abdülhamid, I. Abdülmecid’in 4. Kadınefendisi olan Çerkez asıllı Tîr-i Müjgan Kadınefendi’den Çırağan Sarayında Eylül 1842 yılında dünyaya gelen oğludur. 10 yaşında annesini kaybeden Abdülhamid, manevi annesi Başikbal Perestû Hanımefendi’nin terbiyesi altında büyümüştür. 28 yıl II. Abdülhamid’in vâlide sultânlığını ifa etmiştir.

Milletin Sultân Hamid dediği II. Sultân Abdülhamid, şehzâdeliğinin ilk günlerinde musiki dersleri almış; 1850’den itibaren devrinin âlimlerinden hat, Arapça, Farsça, Osmanlı Edebiyâtı ve diğer İslâmi İlimleri ders almıştır. Özellikle hadisden Buhari okuyan Abdülhamid, devrin Maârif Bakanından politika ve iktisad, Vak’anüvis Lütfi Efendi’den Osmanlı Tarihi derslerini dinlemiştir.

Kendinden önceki padişahlardan farklı olarak, Şâzelî tarikatına intisap eden Abdülhamid, 1879’dan itibaren Kadiri tarikatının derslerini almaya başlamış ve ömrünün sonlarına doğru Nakşibendi tarikatına da intisap eylemiştir.

Bu bir kaç satırlık bilgiden anlaşılacağı üzere, Sultan Abdülhamid Han, bütün hayatını tam bir İslâm âlimi ve siyâset ve devlet adamı olmaya vermiştir. Amcası Abdülaziz zamanında ziyâretlerde ve seyahatlerde bulunan Abdülhamid, Fransız İmparatoriçesi, Avusturya Kralı, Prusya Veliahdı, Galler Prensi, Fransa Prensi, Şeyh Şâmil ve Emir Abdülkadir gibi, batılı ve doğulu devlet adamlarıyla tanışmış ve onlardan istifade etmesini bilmiştir. Babasının tabiriyle kuşkulu ve sükûtî oğul olan Abdülhamid, kurulduğu yıl Yeni Osmanlılar Cemiyetine girmiş ve ancak gayelerinin bozuk olduğunu anlayınca ayrılmıştır.

Hayat tarzı itibariyle Sultân Abdülaziz’e benzeyen, şarklı, tam bir Müslüman, tam bir Osmanlı ve tam bir Müslüman Türk olan Abdülhamid Han, takvâ ve dindarlığı sebebiyle halk arasında veliyyullah olarak bilinmiştir. Dedesi II. Mahmûd’a ve Reşid Paşa’ya hayran olduğu ifade edilen II. Abdülhamid, babası I. Abdülmecid ile ağabeyi Murad’ın alafranga hayatının devlete ve millete zarar verdiğine inanıyordu. 31 Ağustos 1876’da, akıl hastası olan V. Murad’ın yerine, Midhat Paşa ve Mütercim Rüşdü Paşa’yı ikna ederek Osmanlı tahtına oturan II. Abdülhamid, dış ve iç düşmanların bütün gayretlerine rağmen, 27 Nisan 1909 yılına kadar Osmanlı tahtında oturmayı başârmıştır.

II. Abdülhamid’in saltanat yıllarını ikiye ayırmak ve meseleleri ona göre değerlendirmek şarttır:

BİRİNCİ SALTANAT DEVRİ
(31.8.1876-13.2.1878);
MİDHAT PAŞA VE EKİBİNİN İDAREYİ ELİNDE TUTTUĞU ÇÖKÜŞ YILLARI


II. Abdülhamid, Midhat Paşa ve ekibini taltif ederek tahta çıkmış ve maalesef Meclis-i Mebusan’ın kapatıldığı Şubat 1878’e kadar da, idarede hep onların sözleri geçerli olmuştur. Neticede bu bir buçuk yıl kadar zaman, Osmanlı Devleti’nin çöküş ve hatta yıkılış yılları olmuştur. Rus askerlerinin Yeşilköy’e kadar geldiği bu acılı günlerin faturasını II. Abdülhamid’e yüklemek çok büyük hata olacaktır. Bu devrenin en önemli olaylarını şöylece özetlemek mümkündür:

Midhat Paşa ve Rüşdi Paşa’ların meşrutiyetle alakalı şartlarını kabul ederek II. Sultân Abdülhamid Hân ünvanını alan Sultân Abdülhamid, Aralık 1876’da Midhat Paşa’nın entrikalarından bıkarak istifa eden Rüşdi Paşa’nın yerine Midhat Paşa’yı sadrazamlığa getirdi. Osmanlı Devleti tam bir isyan ülkesi haline gelmiş ve bu durum açık denizlere girmek isteyen Rusya’nın iştahını açmış olmasından dolayı, Düvel-i Muazzama, İstanbul’da Tersane Konferansını tertip etmişlerdir. İngiliz baş mürahhası ve Türk dostu olan Lord Salisbury ısrarla Rus-Osmanlı savaşına taraftar olmadıklarını söylemesine ve Rus Çarı II. Aleksandr da, barışçı bir tavır izlemesine rağmen, Midhat Paşa, padişahla münakaşayı bile nazara alarak Rusya’ya harp ilan edilmesini savunmuştur. Midhat Paşa ile aynı fikirde olanlar, sadece Rusya’daki Panslavistlerdi.

Böyle bir dönemde, Osmanlı Devleti Midhat Paşa ve ekibinin ısrarıyla, 23 Aralık 1876 tarihinde I. Meşrutiyet’i (Taclı Meşrutiyet veya 93 Meşrûtiyeti de denmektedir) ilan etti ve temel itibariyle 1960 yılına kadar yürürlükte kalacak olan ilk yazılı Anayasasını yani Kanun-ı Esâsî’yi ilan etti. Bundan cesaret alan, Midhat Paşa ve ekibi, ordunun harp istediğini, Rusya’nın yenileceğini ve İngiltere’nin Osmanlı Devleti’nin yanında harbe katılacağını iddia ederek, harp ilanına karşı olanları vatan hâini ilan ettiler. II. Abdülhamid bunlardan hiç birini kabul etmiyordu ve ancak çaresizdi. Harp tekliflerini incelemek üzere Ocak 1877’de toplanan Meclis-i Meb’usân’ın 240 üyesinden 60’ı gayr-i müslim idi. Karar, harp ilanının lehine çıktı ve Osmanlı Devleti’ni yıkılışa götüren bu karar, Rusya ile Osmanlı Devleti’nin başbaşa kalmasına sebep oldu. Memleketin felakete gittiğini gören II. Abdülhamid, Midhat Paşa’yı Şubat 1877’de azletti ve sürgün etti. Bu arada Düvel-i Muazzama, evvela büyükelçilerini İstanbul’dan çektiler ve sonra da Mart 1877’de Londra Protokolünü imzaladılar. Tersane Konferansından daha hafif teklifler ihtiva eden bu konferansı, Rus Çarı kabul etti ve sadece harp isteyen aşırı milliyetçileri teskin için Karadağ’a Nikşi Kazasının bırakılmasını istedi. Bunu Kanun-ı Esâsi’ye aykırı bularak reddeden Bâb-ı Âli, Nisan 1877’de büyük Rus-Osmanlı Savaşının yani halkın ifadesiyle 93 Harbi’nin başlamasına yol açtı. Fiilen Haziran 1877’de başlayan bu harb Ocak 1878’de Osmanlı Devleti’nin her şeyini kaybetmesiyle sonuçlandı. 93 felâketi, Şubat 1878’de Meclis-i Meb’ûsân’ın kapatılmasını ve II. Abdülhamid’in ikinci saltanat devresinin başlamasını netice verdi. Tarihçilere göre bu bir buçuk yıllık devreden II. Abdülhamid sorumlu değildi.

II. ABDÜLHAMİD’İN İKİNCİ SALTANAT DEVRESİ=ŞAHSİ İDARE DEVRİ
(13.2.1878-27.4.1909):


30 yıl kadar süren bu devreye, II. Abdülhamid’in şahsî idare devri veya muhâliflerinin ve maalesef Cumhuriyet dönemi tarihçilerinden bir çoğunun ifadesiyle istibdâd devri (devr-i istibdâd) denmektedir. Bilançoları çok ağır olan 93 felâketinin devleti yok edeceğini gören basiretli devlet adamı II. Abdülhamid, Meclis-i Meb’ûsân’ın bağımsız Ermenistan, Pontus ve Kürdistan gibi devletlerin kurulmasını tartıştığını görünce, 13.2.1878’de Meclis’i fesh etti. Alman Devlet Adamı Bismark, “bir devlet millet-i vâhideden mürekkeb olmadıkça, meclisin faydadan ziyade zarar vereceğini” ifade ederek tasvip etti. Rus Çarı zaten memnundu. Durumdan rahatsız olan İngiltere, V. Murad’ı padişah ve Midhat Paşa’yı sadrazam yapmak için Genç Osmanlılardan Ali Suavi’yi tahrik ederek, tarihe Çırağan Baskını veya Ali Suavi Vak’ası olarak geçen elim olayı patlattı. Arkasında, İngiliz Büyükelçisi Lord Elliot ve yerine gelen Lord Layard ile Ali Suavi’nin İngliz ajanı olan hanımı Mary vardı. 23 ihtilâlcinin ölümü ile sonuçlanan bu sonuçsuz darbe, II. Abdülhamid’i hafiyye denilen gizli teşkilâtını kurarak daha sıkı idareyi ele almasına mecbur etti.

İç buhranlarla perişan olan ve her iki cephede de mağlup duruma düşen Osmanlı Devleti, Yeşilköy’e kadar gelen Ruslarla, İntihar Andlaşması denilebilecek olan 3.3.1878 tarihli Ayastafanos Muâhedesini imzaladı. Ancak düvel-i muazzama denilen İngiltere, Fransa ve Avusturya yani Almanya’nın bundan rahatsız olmaları üzerine, 4,5 ay sonra bu andlaşma yok sayıldı ve 13.7.1878’de Berlin Muâhedenâmesini imzalayarak varlığını 30-40 yıl daha uzatmış oldu. Berlin Muâhedenâmesi de, Osmanlı Devleti’ni, Romanya, Sırbistan ve Karadağ’a tam istiklâliyet vererek Avrupa’dan tasfiye ediyordu. Bosna-Hersek Eyâleti Avusturya’ya verilirken, otonom bir Bulgaristan Prensliği kuruluyordu. Karadağ’a bir kaza bırakmamak uğruna, devlet, Avrupa’dan siliniyordu.

Berlin Muâhedenâmesinden cesaret alan Ermeniler, 1895-1896 yıllarında Doğu Anadolu’da katliamlara ve bağımsız bir Ermenistan kurma teşebbüslerine giriştiler. II. Abdülhamid, teşkil ettiği Hamidiye Alayları ile bu tehlikeyi bertaraf etti ve dahi denecek kadar mükemmel olan dış politikasıyla, büyük devletlerin işe karışmasına mani oldu. Ermeni isyanlarına karşı sert tedbirler alan II. Abdülhamid, Ermeniler tarafından Kızıl Sultân diye anılmaya başlandı. İttihâdcılar ve Cumhuriyet dönemindeki sözüm ona bazı aydınlar da, aynen Ermeniler gibi, bu ünvanı kullanmaya devam etti. Ermenilerle ilgili batılı devletlerin baskılarını, imtiyaz ve maddi menfaat gibi her çeşit imkânı kullanarak durdurdu ve İngiltere bu diplomatik girişimler üzerine Çanakkale Boğazına kadar getirdiği Akdeniz filosunu geri çekti.

Ermenilerden bir netice alamayan İngiltere, dış borç batağına sapladığı Hidiv İsmail Paşa’dan Süveyş Kanalı tahvillerini de satın aldı. Bunun üzerine Mısır’a baskı yapmaya başladı. 1879’da Hidiv’in azledildiği Mısır, yine sükûn bulmadı. İngilizlerin Mısır’a hücum etmesi üzerine, II. Abdülhamid’in Mısır’a başbakan tayin ettiği Arabî Paşa’ya bağlı ordu Eylül 1882’de İngilizlere yenildi. Artık Mısır, fiilen İngiliz işgali altındaydı.

Bu arada büyük devletlerin tahriki ile iyice şımaran Yunanistan, Epir (Yanya) ve Girit Eyâletlerine göz dikerek Osmanlı Devleti’ne harp ilan etti. Ancak Osmanlı orduları Yunanlıları bir kaç defa mağlup ettikten sonra Atina’ya kadar yaklaştılar. Yunanistan’ın sulh talebi üzerine, araya yine büyük devletler girdi ve son söz yine onların oldu. Aralık 1897’de imzalanan İstanbul Andlaşmasına göre, Tesalya geri veriliyor ve Girit’e muhtâriyet tanınıyordu.

İçte ve dıştaki bütün menfiliklere, Ermenilerin püskürtülmesi ve Yahudilere Filistin’de arazi verilmeyerek geri çevrilmeleri sebebiyle bütün Batılı devletlerin ve lobilerin aleyhteki faaliyetlerine rağmen, II. Abdülhamid, hiç bir zaman vazgeçmediği ittihâd-ı İslâm (İslâm Birliği) siyâseti sebebiyle halkı tarafından sevildi ve tutuldu. Neticede Devleti de ayakta durdurdu. 1902-1903 yıllarında Vilâyât-ı Selâse denilen Kosova (Üsküb merkezli), Selanik ve Manastır çevrelerinde, Makedonya İhtilâli başladı ve yine büyük devletler araya girerek Osmanlı Devleti’ne baskı yapmaya başladı. Ermeni komitacıları ve milletlerarası siyonizmin temsilcileri, davalarına engel gördükleri II. Abdülhamid’i yok etmek üzere, terörist Belçikalı Jorris ile anlaştılar. 21 Temmuz 1905’de Cuma Selamlığında patlayan bomba, Padişahı yok etmek için patlatılmıştı; ama Allah korudu. İngilizler de boş durmuyordu; 1905’de Yemen’de isyan çıkardıkları gibi, II. Abdülhamid’in Akabe Kasabasına asker göndermesine müsaade etmek istemeyen İngiltere ile de savaş için burun buruna gelindi. İngilizlerin altın verdiği Arap kabileleri Osmanlı ordusuna saldırdı ise de bunlar bertaraf edildi. İngilizler Hicaz demiryolu ile Bağdad demiryolunun acısını böylece çıkarmak istiyorlardı. Neticede Tâbe ve Akabe arasındaki sınır, Mısırlı ve Osmanlı subayları tarafından yeniden çizildi.

Dış ve iç baskılara rağmen 30 yıl Osmanlı Devleti’ni büyük sıkıntılarla ayakta tutan II. Abdülhamid, bu idareyi devam ettirmek için bazı zecrî tedbirlere baş vurmak mecburiyetinde kalmıştı. Ancak bundan da önemlisi, Ermeni ve Yahudi meselesi yüzünden bütün basın ve Avrupa kamuoyu tamamen aleyhine geçmişti. Bu aşırı propagandalara rağmen, Müslüman halk, veli bildiği Padişaha itaat etmeyi ibadet telakki ediyordu. Ancak menfi güçlerin tahriki ile genç aydınlar ve askerler arasında, 93 felaketi ile memleketi sürüklediği uçurum unutularak, körü körüne bir Midhat Paşa hayranlığı yeniden başlamıştı. Yeni Osmanlılar veya Genç Türklerin fikirleri yeniden dirildi. 1890 yılında bir kısım Harbiye ve Askerî Tıbbıye talebelerinin teşebbüsü ile gizlice kurulan İttihâd ve Terakki Cemiyeti, II. Abdülhamid’in azlini gaye edinen bir hareket idi ve asker siyâsete yine karıştırılmıştı. Ermenilerin ortaya attığı Kızıl Sultân iftirası, bunlar tarafından da kullanılmaya başlandı. Daha sonra anlatacağımız gibi, İttihâdcı Prens Sabahaddin Bey, Abdülhamid’in Ermeni kâtili olduğunu söyleyecek kadar azıttı. III. Ordudaki Tal’at Bey, Enver Bey, Niyazi Bey ve benzeri genç subayları da arasına katan İttihâd ve Terakki Cemiyeti, kazandığı gücü teröre transfer edecek kadar dengeyi kaybetti. Hareketlerine karşı koyanlara mürteci damgasını vuran İttihâd ve Terakkiciler, II. Abdülhamid’e temel hükümleri zaten yürürlükte olan Kanun-ı Esâsi’yi tamamen yürürlüğe sokmak ve Meclis’i açmak üzere baskı yaptılar. 23 Temmuz 1908’de II. Meşrûtiyet ilan edildi. Bu iç kargaşadan istifade eden Bulgaristan ve Bosna-Hersek Osmanlı Devleti’nden ayrıldı ve İttihâdçıların ittihâd-ı anâsır fikrinin ilk acı meyvesi bu oldu. İttihâdcıların basiretsizlikleri yüzünden, 240 üyeli meclisin sadece 140’ı Türk olmak üzere Meclis-i Meb’ûsân 17 Aralık 1908’de açıldı. Azınlıklar, demokrasi geldi diye devlete bağlanmadılar ve bilakis devlete isyan etmeye başladılar. Müslümanların kanına giren Sırplar, Bulgarlar, Ermeniler ve benzeri azınlıklar için af ilan edildi. İstanbul’da Ermeni ihtilâli yapıldı; ama suçlu Müslümanlar oldu. Bunu fırsat bilen İngilizler ve diğer Osmanlı düşmanları, Üçüncü Ordudan İstanbul’a sevk edilen avcı taburları tarafından 31 Mart Vak’ası denilen ihtilali çıkardılar. Asker ve bunlara katılan hamallar gibi sıradan insanlar, şerî’at elden gidiyor diyerek devlete karşı ayaklandılar. İttihâdçıların hem Abdülhamid’den kurtulmak ve hem de muhâliflerini ve samimi dindarları ezmek için tertip ettiği bu olay, İstanbul’a gelen Hareket Ordusu tarafından kanlı bir şekilde bastırıldı.

Neticede Meclis’i toplayan İttihâdcı Tal’at Bey, 27 Nisan 1909 tarihinde, silah tehdidi altında Meclis’den hal’ kararını çıkardı ve içinde hiç Müslüman Türk bulunmayan dört kişilik heyetle (Yahudi Emanuel Karaso, Ermeni Komitecisi Aram Efendi, Arnavud Es’ad Toptani Paşa ve Gürci Ârif Hikmet Paşa) hal’ kararını II. Abdülhamid’e tebliğ ettirdi. Böylece Osmanlı Devleti’nin yıkılış trendi, maalesef hız kazanmıştı.

KADIN EFENDİLERİ: 1- Nâzik-edâ Baş Kadın Efendi.; 2- Bedr-i Felek Baş Kadın Efendi; Sâfi-nâz Nur-efzûn 2. Kadın Efendi; 4- Bîdâr 2. Kadın Efendi; 5- Dilpesend 3. Kadın Efendi; 6- Mezîde Mestân 3. Kadın Efendi; 7- Emsâl-i Nûr 3. Kadın Efendi; 8-Ayşe Dest-i Zer Müşfika (Kayıhân) 4. Kadın Efendi. İKBALLERİ: 9- Sâz-kâr Hanımefendi; Baş ikbal; 10- Peyveste Hanımefendi; İkinci İkbaldir; 11-Fatma Pesende Hanımefendi; Üçüncü İkbal; 12- Behîce (Maan) Hanımefefendi; Dördüncü İkbâl; 13- Sâliha Nâciye Hanımefendi; 4. İkbal. GÖZDELER: 14- Dürdâne Hanım; Baş Gözde; 15- Câlibos Hanım; 2. Gözde; 16- Nazlıyâr Hanım; 3. Gözde

ÇOCUKLARI:
1- Mehmed Selim Efendi; 2- Mehmed Abdülkadir Efendi; 3- Ahmed Nuri Efendi; Ulviyye Sultân; 5- Nâile Sultân; 6- Zekiyye Sultân; 7- Fatma NâimeSultân; 8- Seniyye Sultân; 9- Senîha Sultân; 10-Şâdiye Sultân. 11- Hamîde Ayşe Sultân (Babam Sultânhamid adlı kitabın yazarı). 12- Refî‘a Sultân; 13- Hatice Sultân. 14- Aliyye Sultân; 15- Cemîle Sultân; 16- Sâmiye Sultân. 17- Mehmed Burhânüddin Efendi. 18- Abdürrahim Hayri Efendi. 19- Ahmed Nureddin Efendi. 20- Mehmed Bedreddin Efendi. 21- Mehmed Âbid Efendi .

Kaynak: Osmanlı Araştırmalar Vakfı

Sultan Abdülhamit'in Petrol Savaşı

31.08.1876 V. Murad’ın tahttan indirilmesi.
II. Abdülhamid’in Padişah olması.

07.09.1876 Sultan Abdülhamid’in kılıç alayı.
14.09.1876 Batılı Devletlerin, 4 Eylül’de Osmanlı Devleti’nin Sırbistan ile ilgili şartlarını reddetmeleri.
29.10.1876 Sırp Ordusu’nun mağlup edilmesi.
31.10.1876 Rusların Babıâli’ye verdikleri ültimatom: “Sırbistan ve Karadağ hareketini durdurun”.
04.11.1876 Şark meselesinin halledilmesi için Rusya ve Batılı Devletlerin İstanbul’da bir konferans toplanması teklifleri.
Kanunî Esasi’yi hazırlamak üzere 28 kişilik bir komisyonun kurulması.

19.12.1876 Rüştü Paşa’nın istifası, Mithat Paşa’nın ikinci sadareti.
23.12.1876 Tersane Konferansı (İstanbul Konferansı).
Birinci Meşrutiyetin ilanı.
1876 Kanuni Esasi’nin (İlk Anayasa) ilanı.

21.08.1877 Süleyman Paşa’nın Şipka taarruzu.
17.09.1877 Gazi Osman Paşa’nın Plevne’yi müdafaa etmesi.
15.10.1877 Süleyman Paşa’nın Balkan Orduları komutanlığına getirilmesi.
11.01.1878 Ethem Paşa’nın azli, Ahmet Hamdi Paşa’nın sadareti.
20.01.1878 Rusların Edirne’ye girmeleri.
31.01.1878 Rusların İstanbul’a yönelmelerine engel olmak için mütareke isteği ve Edirne mütarekesi.
04.02.1878 Ahmet Hamdi Paşa’nın azli, Ahmet Vefik Paşa’nın (Başvekil) ünvanıyla ilk sadareti.
13.02.1878 İlk Meclisi Mebusan’ın tatili. (Birinci Meşrutiyet’in sonu)
03.03.1878 Rusların Ayastefanos (Yeşilköy) yakınlarına gelmeleri nedeniyle Ayastefanos Mütarekesi’nin imzalanması.
18.04.1878 Vefik Paşa’nın azli, Mehmet Sadık Paşa’nın Başvekil olması.
20.05.1878 Ali Suavi olayı (Çırağan vakası)
28.05.1878 Sadık Paşa’nın azli, Mütercim Rüştü Paşa’nın sadareti.
04.06.1878 Osmanlı-İngiliz ittifakı. (Kıbrıs Andlaşması) Kıbrıs’ın İngilizlere kiralanması.
13.07.1878 Berlin andlaşması.
Uluslararası 2. büyük kongre.
Osmanlı İmparatorluğu için “Şark Meselesi”nin başlaması.

14.07.1878 Rüştü Paşa’nın azli, Esat Saffet Paşa’nın sadareti.
Avusturyalıların Bosna-Hersek’i işgali.

04.12.1878 Saffet Paşa’nın azli, Hayreddin Paşa’nın sadareti.
21.04.1879 Avusturya ile Bosna-Hersek anlaşması.
29.07.1879 Hayreddin Paşa’nın azli, Ahmet Arifi Paşa’nın sadareti.
18.10.1879 Ahmet Arifi Paşa’nın azli, Küçük Said Paşa’nın sadareti.
09.06.1880 Said Paşa’nın azli, Mehmet Kadri Paşa’nın sadareti.
11.09.1880 Mehmet Kadri Paşa’nın azli, Said Paşa’nın sadareti.
12.05.1881 Fransa’nın Tunus’u işgali.
27.06.1881 Mithat Paşa’nın yargılanması.
02.07.1881 Teselya ve Narda kazasının Yunanistan’a terki.
20.12.1881 “Muharrem Kararnamesi”nin ilanı ve Duyun-ı Umumiye’nin kuruluşu.
02.05.1882 Said Paşa’nın azli, Abdurrahman Nurettin Paşa’nın sadareti.
10.07.1882 Abdurrahman Nurettin Paşa’nın istifası.
11.07.1882 İngiliz Donanması’nın İskenderiye’yi bombalaması, Mısır sorunu.
12.07.1882 Said Paşa’nın üçüncü sadareti.
30.07.1882 Said Paşa’nın azli, Ahmet Vefik Paşa’nın sadareti.
03.12.1882 Ahmet Vefik Paşa’nın azli, Said Paşa’nın dördüncü sadareti.
28.06.1884 Bestekâr Hacı Arif Bey’in ölümü.
18.09.1885 Doğu Rumeli vilayetinin Bulgaristan ile birleşmesi.
24.09.1885 Said Paşa’nın azli, Kamil Paşa’nın sadareti.
19.10.1885 Sırp-Bulgar çatışması ve Bükreş andlaşması.
21.01.1886 Yunanistan’ın Girid Adası’nı kendine bağlama teşebbüsü.
02.12.1888 Ünlü vatan şairi Namık Kemal’in ölümü.
01.04.1891 Ahmet Vefik Paşa’nın ölümü.
04.09.1891 Kamil Paşa’nın azli, Ahmet Cevat Paşa’nın sadareti.
11.05.1895 3 Devlet tarafından Babıâli’ye memorandum verilmesi.
08.06.1895 Memorandum’un Padişah tarafından reddedilmesi.
Cevat Paşa’nın azli, Said Paşa’nın beşinci sadareti.

30.09.1895 Memorandumun reddine karşı olan Ermeni komitecilerin Babıâliye yürümeleri.
30.10.1895 Ermeni isyan ve terör hareketleri.
01.10.1895 Said Paşa’nın azli, Kamil Paşa’nın sadareti.
07.10.1895 Kamil Paşa’nın azli ve İzmir’e vali olması.
Halil Rıfat Paşa’nın sadareti.

26.08.1896 “Banka Olayı” Ermenilerin Osmanlı Bankası baskınları.
18.04.1897 Yunanistan’a harp kararı – Türk zaferleri.
04.12.1897 Osmanlı-Yunan barışı.
18.12.1897 Girid’in bağımsızlığı.
1899 Alman İmparatoru Wilhelm’in Osmanlı ülkesini ziyareti.
05.04.1900 Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa’nın ölümü.
29.10.1900 Azerbaycan okullarında Türk dili yasağının kaldırılması.
05.11.1901 Fransız Donanması’nın Midilli’ye asker çıkarması.
09.11.1901 Sadrazam Halil Rıfat Paşa’nın ölümü.
18.11.1901 Said Paşa’nın altıncı sadareti.
04.02.1902 Paris’te Prens Sabahaddin başkanlığında Mülteciler Kongresi’nin toplanması.
14.01.1903 Said Paşa’nın azli, Mehmet Ferid Paşa’nın sadareti.
02.08.1903 Makedonya ihtilâlinin yayılması.
25.10.1903 Makedonya ıslahatı.
29.08.1904 Eski padişah V. Murad’ın ölümü.
21.07.1905 Yıldız Hamidiye Camii önünde, Abdülhamid’e suikast girişimi. (Bomba Olayı)
26.12.1905 Midilli ve Limni gümrük ve posta idarelerinin devletlerce işgali.
25.04.1907 Gümrük resminin arttırılması.
10.06.1908 Reval görüşmesi ve Anadolu’nun paylaşılması.
22.07.1908 Ferid Paşa’nın azli, Said Paşa’nın yedinci sadareti.
23.07.1908 İkinci Meşrutiyet’in ilânı.
04.08.1908 Said Paşa’nın istifası, Kamil Paşa’nın sadareti.
05.10.1908 Bosna-Hersek’in Avusturya’ya ilhakı. Bulgar Krallığı’nın kuruluşu.
06.10.1908 Girid’in Yunanistan’a ilhakı.
17.10.1908 İkinci Meşrutiyet’in ilanı ve Meclisi Mebusan’ın açılması.
13.02.1909 Kamil Paşa’nın istifası, Hüseyin Hilmi Paşa’nın ilk sadareti.
12.04.1909 Taşkışla’da bulunan Avcı taburlarının isyanı.
13.04.1909 “31 Mart Vak’ası” Hüseyin Hilmi Paşa’nın istifası.
Tevfik Paşa’nın sadareti.

14.04.1909 Adana’da Ermeni isyanı.
15.04.1909 Hareket Ordusu’nun İstanbul’a gelmek için Selânik’ten hareketi.
İsyanın bastırılması.

24.04.1909 “Hareket Ordusu”nun İstanbul’a gelişi.
27.04.1909 “Meclis-i Umumi-i Millî”nin toplanması.
Sultan Abdülhamid’in halli kararı ve bunu tebliğ edecek heyetin kurulması.
Abdülhamid ve ailesinin Sirkeci’den tren ile Selânik’e sürgüne gönderilmesi.
V. Mehmed’in (Mehmed Reşad) Padişahlığı


Sultan II. Mahmud Han

Posted by Adsız On 0 yorum




Sultan II. Mahmud Han
Babası : Sultan I. Abdülhamid
Annesi : Nakşidil Sultan
Doğduğu Tarih : 20.07.1785
Padişah Olduğu Tarih : 28.07.1808
Öldüğü Tarih : 30.06/1.07 1839

Akdeniz’i Amerika’ya dar ettiğimiz günler

II. Mahmûd, I. Abdülhamid’in Nakş-ı Dil Vâlide Sultân’dan dünyaya gelen küçük oğludur. 28.7.1808 tarihinde Osmanlı tahtına sıkıntılı bir şekilde oturdu. Amca-zâdesi III. Selim’den devlet idaresi, musiki ve devlet adamlarıyla münasebetler konusunda epeyce ders almıştı. Adlî mahlası ile şiirler yazan ve Mayıs 1813’den itibaren Gâzi ünvanını kullanan II. Mahmûd, yaptığı ıslâhâtlarla ve özellikle de Osmanlı Devleti’nin yüzünü batıya çevirmekle meşhurdur. Bazı tarihçiler onu Kanuni’den sonra en büyük padişah olarak vasıflandırırken, bazıları da batılılaşma yolundaki şekilde kalmış teşebbüslerinde dolayı tenkit etmektedirler. II. Mahmûd’un saltanat yıllarını, vak’a-i hayriye adı verilen yeniçeri ocağının kaldırılışına göre iki safhaya ayırmak yerinde olur:

Birinci Saltanat Safhası: Tahta çıktığında devletin halletmek mecburiyetinde bulunduğu iki mesele vardı: Birincisi, III. Selim’in şahâdetine sebep olan canilerin cezalandırılması ve ikincisi de devletin içine düştüğü sıkıntıdan kurtulabilmesi için gerekli ıslâhâtın yapılması. Önce devletin eyâletlerdeki elini gevşetmesinden dolayı idareyi ele alan derebeyler ve a’yânları, devlete itaat eder hale getirme meselesi ele alındı ve davet edilince askerleriyle İstanbul’a gelen a’yân ve derebeylerinin, Alemdâr Mustafa Paşa’ya olan güvenleri sebebiyle umumi bir meşveret meclisi toplandı. Neticede Sened-i İttifak adıyla devletin vükelâsıyla a’yân ve derebeyler arasında bir sened imzalandı. Buna göre her yerde devletin kanunları ve emirleri geçerli olacak; vergiler sadece devlet hazinesinde toplanacak; devlet namına asker toplanacak ve ancak a’yân ve derebeylerin haklarına da müdahale edilmeyecekti. Kısaca Anadolu Beylikleri haline gelen Osmanlı Devleti, yeniden büyük devlet olmaya söz veriyordu (Eylül 1808). Bunu, Alemdâr Mustafa Paşa’nın arzusuyla Ekim 1808’de Nizâm-ı Cedid’i ihya manasına gelen Sekbân-ı Cedid askerinin kurulması takip etti ve başına da Ruscuk Yârânından Behîc Efendi Umûr-ı Cihâdiye Nâzırı olarak tayin edildi.

Sadrazam Alemdâr Mustafa Paşa, Ruscuk Yârânı denilen ekibin elemanlarını önemli makamlara getirmişti. İyi niyetli ama kültürü zayıf olan bu devlet adamı, III. Selim’in şahâdetine engel olamadığı için çevresi tarafından tenkit ediliyor idiyse de, II. Mahmûd ona güveniyordu. Yeniçeri ise ona karşı bileniyordu. Ulemâ sınıfı, usul ve âdâb bilmediğinden dolayı, bazı çiğ hareketleri sebebiyle aleyhine geçtiler. Kasım 1808’de yeniçeriler sarayını bastılar; kendi adamları dışında savunmaya yardım gelmeyince, kendini hapsetti ve cephanenin bulunduğu binayı tabancasıyla ateşe vererek şehid oldu. Hadise karışınca, Şeyhülislâmın fetvâsı alınarak IV. Mustafa da boğduruldu (Kasım 1808). İsyan eden yeniçeriler, işi azıttı ve Topkapı Sarayı’na hücum ettiler. Bunun üzerine 4000 kişilik sekbân-ı cedid askeri yanında donanmay-ı hümâyûna bağlı gemilerden Yeniçeri Ağasının bulunduğu yere toplar atılarak saltanat muhafaza edilmeye çalışıldı ve hatta Süleymaniye Camiinin bir minaresi yara aldı. Neticede ulemânın tavassutu ile 18 Kasım 1808’de sekbân-ı cedid lağvedildi ve kısmî tavizlerle isyan bastırıldı.


IV. Mustafa zamanında (25.8.1807) Osmanlı ile mütâreke imzalayan Rusya, Fransa ile olan savaşına rağmen, iç karışıklıkları fırsat bilerek, Romanya’yı elde etmek ümidiyle Osmanlı Devleti’ne karşı savaş ilan etti. Temmuz 1809’da Sadrazam Yusuf Ziyâeddin Paşa komutasındaki Osmanlı ordusuna yenilen Rus ordusu, önce geri çekildi; ancak sonradan tecâvüzlerini sürdürerek Poti’ye kadar geldi. Ağustos 1810’da Varna’yı almak istediler; başarılı olamayıp geri çekildiler. Napolyon Bonapart’ın ısrarla Rusların işini bitirelim teklifine, güvenilmeyen kişiliğinden dolayı menfi cevap veren Osmanlı Devleti, 28.5.1812 tarihinde Ruslarla Bükreş Muâhedesini imzaladı. Romanya’yı iade eden Ruslar, Bükreş çevresinde bir Sırp Prensliği kurdurulmasını kabul ettirmekle asıl tavizini almıştı. Bu olay, Yunan İhtilâlinin de çıkmasına sebep oldu.

Sırpların muhtâriyet elde etmesi, Patras Başpiskoposu Germanos’un liderliğinde 12 Şubat 1821’de Rum İsyanının yani Yunan İhtilâlinin başlamasına sebep oldu. Tohumları daha önceleri atılan bu ihtilâl neticesinde Yunanlılar, Mora’yı ele geçirdiler. İşin arkasında 1814’de gizli olarak Odesa’da kurulan Ethniki Hetaria ve Fener Patriği Gregorios ile Fener Beyleri vardı. Osmanlı Devleti, asırlarca Müslümanlar gibi hak ve hürriyetlerine riâyet ettiği Rumların böyle bir isyan çıkarmalarına şaşırdı ve yüzlerce Müslümanın kanının akmasına yol açan bu hareketi tahrik eden Cihân Patriğini, Fener Patrikhânesinin Orta Kapısı önünde Nisan 1821 tarihinde idam etti. Ancak Rusya’nın desteğini arkasına alan Rumlar, başlarına Prens Mavrokordato’yu geçirerek, Ocak 1822’de Yunanistan’ı kurduklarını ilan ettiler. Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa’yı kuvvetleriyle yardıma göndermesi üzerine, Haziran 1827’de Yunan İhtilâli bastırıldı. Yeniçeri yine beceriksizliğini ortaya koymuştu. Artık halk ve devlet nezdinde yeniçerinin sonu gelmişti. Haziran 1826’da yani II. Mahmûd’un 17. Saltanat yılında Vak’a-i Hayriye adıyla yeniçeri ocağı lağv edildi.


İkinci Saltanat Safhası: Yeniçeri ocağı lağvedilip yerine Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye adıyla eğitimli ve düzenli bir askerî teşkilât kurulunca, devletin içerdeki problemlerinden biri ortadan kalkmış oldu. Bunu diğer ıslâhâtlar takip etti. Osmanlı Devleti’nin eyâlet askerleri dışında düzenli bir ordusu kalmadığını gören Rusya durumdan istifade etmek istedi; ancak Osmanlı Devleti, Ekim 1827 tarihli Akkerman Muâhedesini imzalayarak Sırbistan ve Romanya’nın muhtâriyetlerini biraz daha arttırıp tehlikeyi önlemeye çalıştı. Bu arada düvel-i mu’azzama adı verilen İngiltere, Fransa ve Rusya, aralarında Temmuz 1827 tarihli Londra Protokolünü imzalayarak Yunan meselesini kaşımaya karar verdiler ve Osmanlı Devleti’ne otonom bir Yunan Prensliği için tazyik etmek üzere donanmalarıyla İyonya Denizine kadar geldiler. Sulh halinde oldukları bir devlete aniden yaptıkları Navarin Baskını ile Osmanlı Donanmasını batırdılar (Ekim 1827). Üç devlet de özür diledi; ancak ordusuz olmasına rağmen Osmanlı Devleti Rusya’ya harb ilan etti (Nisan 1828). Fakat Ruslar, doğuda Ahıska’ya ve batıda ise Varna’ya kadar gelince durum tehlike arz etmeye başladı. Batıda Silistre’yi ve doğuda ise Erzurum’u teslim alan Ruslar, Ağustos 1829’da Edirne’ye girdiler. Bunun üzerine duruma İngiltere, Fransa ve Prusya müdahale ettiler. Ancak Fransa Eylül 1829’da Mora’yı işgal etmiş ve Kavalalı’nın oğlu İbrahim Paşa Mora’dan ayrılmıştı. Bunun üzerine Osmanlı Devleti Ağustos 1829 tarihinde Londra Muâhedesini imzalamak mecburiyetinde kaldı ve bu andlaşma ile bağımsız bir Yunanistan Prensliği kuruluyordu. Ruslarla imzalanan Eylül 1829 tarihli Edirne Muâhedesi ile de Tuna Deltası ve Kafkasya tamamen Ruslara bırakıldı. Artık müstakil olan Eflak ve Boğdan, Sırp ve Yunanistan prenslikleri, Osmanlı Devleti’ni meşgul etmek için yeterliydi. Yunanistan Osmanlı Devleti’nden ayrılan ilk devlet oldu. Bu arada Sisam adasına da Aralık 1832’de otonom verildi ve 1913’de Yunanistan’a katılıncaya kadar bu statü devam etti.

Maalesef bu arada Fransa 1797’de Cezayir’den aldığı borcu ödemediği için 1827 yılında bölgeyi idare eden ve dayı denilen Osmanlı Beylerbeyi İzmirli Hüseyin Paşa’nın Fransız Konsolosunu tokatlaması üzerine, Fransa Cezâyir’e Haziran 1830’da asker çıkardı ve Temmuz 1830’da şehri teslim aldı. Rus mağlubiyetinden yeni çıkan Osmanlı Devleti, Fransa’nın tehdidi üzerine donanmasını bile gönderemedi. Artık Cezâyir Fransa’nın sömürgesi oluyordu.

Rus harbine asker göndermeyen Mısır Beylerbeyisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa da, şımarmıştı. Osmanlı sadrazamı olarak devlete hâkim olmak istiyordu. Mısır’ı gerçekten imar etmiş ve orada itibar kazanmıştı. Filistin’e kaçan fellâhları geri göndermeyen Sayda Valisi Abdullah Paşa’nın tavrını sebep göstererek oğlu İbrahim Paşa’yı Filistin’e gönderdi ve burayı işgal etti. İbrahim Paşa, sırasıyla Akka, Şam, Haleb ve Hatay’ı alarak Konya’ya kadar geldi (Kasım 1332). II. Mahmûd’un inkılâblarına kırgın olan halk, İbrahim Paşa’yı sevinçle karşıladı. Sadrazam Reşîd Mehmed Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu üzerine geldiyse de, sadrazam esir alınınca geri döndü ve Mısır meselesi milletlerarası bir problem olmaya başladı. Tamamen Osmanlı Devleti’nin bir veziri gibi davranan ve halka zarar vermeyen İbrahim Paşa, Şubat 1833’de Kütahya’ya girdi ve İzmir’e vali tayin etmeye kalkıştı. Padişah, Çar’dan yardım istedi; o da 10 harb gemisini boğaza gönderdi; diğer devletler de bu fırsatı nasıl değerlendirebileceklerini düşünmeye başladılar. Fransa ve İngiltere’nin araya girmesiyle, Mehmed Ali Paşa Anadolu’dan çekildi ve kendisine yedi Osmanlı eyâleti birden verildi (Mısır, Cidde, Sayda, Trablus, Şam, Haleb ve Adana). Temmuz 1833’de imzalanan Hünkâr İskelesi Muâhedesi ile Rusya da bazı tavizler kopardı.

Mehmed Ali isyanını kullanan İngiltere, 1838’de Osmanlı Devleti ile yaptığı Ticâret Andlaşması ile müthiş tavizler kopardı. Osmanlı sanayiini engelleyen ve Osmanlı topraklarını İngiliz mallarına açık bir Pazar haline getiren bu andlaşmanın mimarı, Londra Büyükelçisi olan Mustafa Reşid Paşa idi. Nitekim Osmanlı Devleti, bu andlaşmadan istediği sonucu alamadı ve Mehmed Ali Paşa 6 yıl sonra tekrar Nizip’e kadar geldi ve Osmanlı ordusunu yendi (Haziran 1839). Bu bozgun sırasında II. Mahmûd ölüm döşeğindeydi ve 7 gün sonra Temmuz 1839’da vefât eyledi. Mısır krizi devam ediyordu.

KADIN EFENDİLERİ: 1- Bezm-i Âlem Vâlide Sultân; I. Abdülmecid’in annesi ve İkinci Kadınefendi. 2- Pertev-niyâl (Nihâl) Vâlide Sultân; Sultân Abdülaziz’in annesi ve Beşinci Kadın Efendi. 3- Hâciye Pertev-Piyâle Nev-fidân Baş Kadın Efendi. 4- Âlî-cenâb Baş Kadın Efendi. 5- Fatma Baş Kadın Efendi. 6- Âşûb-i Can İkinci Kadın Efendi. 7- Hâciye Hoş-yâr İkinci Kadın Efendi. 8- Nurtâb Dördüncü Kadın Efendi. 9- Misl-i Nâ-yâb İkinci Kadın Efendi. 10- Pervîz-felek Dördüncü Kadın Efendi. 11- Vuslat Üçüncü Kadın Efendi. 12- Zer-nigâr Üçüncü Kadın Efendi. Ebr-i Reftâr İkinci Kadın Efendi. İKBALLERİ: 14- Hüsn-i Melek Hanımefendi; Baş ikbal. 15- Zeyn-i Felek Hanımefendi; İkinci İkbaldir. 16-Tiryâl Hanımefendi; Üçüncü İkbal. 17-Lebrîz-Felek Hanımefefendi; Dördüncü İkbâl.

ÇOCUKLARI: 1- Şehzâde Sultân Abdülmecid I. - Şehzâde Sultân Abdülaziz. 3- Şehzâde Abdülhamid. 4- Şehzâde Mehmed. 5- Şehzâde Ahmed. 6- Şehzâde Bâyezid. 7- Şehzâde Murad. 8- Şehzâde Mehmed. 9- Şehzâde Nizâmeddin. 10- Sâliha Sultân. 11- Mihrimah Sultân. 12- Ayn-i Şah Sultân. 13- Atiyye Sultân. 14- Âdile Sultân. 15- Râbi‘a Sultân. 16- Fatma Sultân. 17- Ayşe Sultân. 18- Hayriye Sultân. 19- Zeyneb Sultân. 20- Münîre Sultân. 21- Şâh Sultân. 22- Hâmide Sultân. 23- Cemîle Sultân .


28.07.1808 IV. Mustafa’nın Taht’tan indirilmesi ve II. Mahmud’un Padişahlığı.
Alemdar Mustafa Paşa’nın sadareti.

29.07.1808 Sultan III. Selim’in cenaze töreni ve katillerinin yok edilmesi.
29.09.1808 Taşra Âyanları’nın, Padişah tarafından kabulü.
Sultan II. Mahmud ile Âyanlar arasında Çağlayan Köşkü’nde “Sened-i İttifak”ın imzalanması.
Padişah, Âyan, Ordu, İlmiye işbirliği, Devlet idaresinde Âyanların etkisiz kılınmaya çalışılması.

14.10.1808 “Segban-ı Cedid” adıyla Nizam-ı Cedid “Yeni Ordu”nun yeniden hayata geçirilmesi.
Sened-i İttifak’ın II. Mahmud tarafından onaylanması.

12.10.1808 Napolyon Bonaparte ile Rus Çarı Aleksandr’ın Erfurt’da Avrupa meselelerini görüşmeleri.
14.11.1808 Yeniçerilerin Ayaklanması, “Alemdar Olayı”
15.11.1808 Alemdarın şehadeti, asilerin saraya saldırıları.
16.11.1808 IV. Mustafa’nın idamı.
Segban-Yeniçeri çatışması.
Ocak Ağaları’nın Padişah’ın yanında yer almaları.
Donanmanın asilere ateş açması.

17.11.1808 Tersane-Tophane-Selimiye-Levend Çiftliği olayları.
18.11.1808 Asilerle anlaşma ve irticanın ikinci zaferi.
01.01.1809 Kör Yusuf Paşa’nın sadareti.
05.01.1809 Osmanlı-İngiliz barışı. 12 Maddelik Kale-i Sultaniye anlaşması.
24.10.1809 Rus seferinin yeniden başlaması.
Tatariçe zaferi.

25.06.1810 Ruslara karşı cihad ilânı.
10.04.1811 Yusuf Paşa’nın azli, Ahmed Paşa’nın sadareti.
11.1811 Osmanlı Devleti ile Rusya arasında Yergöğü görüşmeleri.
28.05.1812 Bükreş andlaşması.
05.09.1812 Laz Ahmed Paşa’nın azli, Hurşid Ahmed Paşa’nın sadareti.
02.12.1812 Medine’nin ele geçirilmesi.
23.01.1813 Mekke’nin ele geçirilmesi.
Hicaz’ın Vahabilerden temizlenmesi.

06.1813 Sakarya Nehri, Sapanca Gölü ve İzmit Körfezi kanalının açılması için yapılan görüşmeler.
03.10.1813 Sırp isyanının bastırılması.
01.04.1815 Hurşid Ahmed Paşa’nın azli, Emin Rauf Paşa’nın ilk sadareti.
05.01.1818 Emin Rauf Paşa’nın azli, Derviş Mehmed Paşa’nın sadareti.
26.09.1818 Der’iyye’nin fethi (Vahabilerin merkezi).
05.01.1820 Derviş Mehmet Paşa’nın azli, Seyyid Ali Paşa’nın sadareti.
20.08.1820 İsyan eden Tepedelen’li Ali Paşa’nın Yanya’da kuşatılması ve öldürülmesi.
12.02.1821 Patras olayı ve Yunan isyanı.
28.03.1821 Ali Paşa’nın azli, Benderli Ali Paşa’nın sadareti.
30.04.1821 Benderli Ali Paşa’nın azli, Hacı Salih Paşa’nın sadareti.
15.11.1821 Osmanlı-Kaçar Savaşı
13.01.1822 Yunan bağımsızlığının ilânı.
23.03.1822 Sakız isyanı.
10.11.1822 Salih Paşa’nın azli, Hamdullah Paşa’nın sadareti.
10.03.1823 Hamdullah Paşa’nın azli, Ali Paşa’nın sadareti.
25.04.1823 Abdülmecid’in doğumu.
28.07.1823 Iran ile barış imzalanması.
13.01.1824 Ali Paşa’nın azli, Said Galip Paşa’nın sadareti.
01.04.1824 İbrahim Paşa’nın Mora Valiliği.
14.09.1824 Galip Paşa’nın azli, Selim Sırrı Paşa’nın sadareti.
13.11.1824 Vidin Valisinin Rumeli Seraskerliği’ne getirilmesi.
24.02.1825 İbrahim Paşa Kuvvetleri’nin Mora’ya çıkışı.
“Rüştiye” (Ortaokul)lerin açılması.

22.04.1826 Missolonghi (Yunanistan)nın fethi.
15.06.1826 Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması. (Vak’a-i Hayriyye)
17.06.1826 “Asâkir-i Mansure-i Muhammediye” yeni ordunun kurulması.
08.07.1826 Bektaşi tarikâtının kaldırılması.
02.08.1826 Hocapaşa yangını.
05.06.1827 Atina’nın fethi.
07.10.1827 Rusya ile barış, Akkerman anlaşması.
20.10.1827 Navarin’de bulunan Osmanlı-Mısır Donanması’nın, ani bir baskın ile, Fransız-İngiliz ve Rus Donanmaları tarafından yakılması.
11.1827 İlk buharlı geminin işletmeye katılması. “Sürat” adlı bu ilk gemiyle Padişah’ın Rodos’a gidip, dönmesi.
26.04.1828 Rus seferi.
24.10.1828 Selim Paşa’nın azli, İzzet Mehmet Paşa’nın sadareti.
03.03.1829 Kıyafet İnkılâbı (İlmiye sınıfının sarık, cübbe; memurların fes, pantolon giymeleri)
15.08.1829 Yunan Devleti’nin kuruluşu.
14.09.1829 Edirne anlaşması.
08.02.1830 Abdülaziz’in doğumu.
24.04.1830 Yunan bağımsızlığı ve devletinin tanınması.
05.07.1830 Fransızların Cezayir’i işgali.
29.08.1830 Sırbistan muhtariyeti.
01.11.1831 “Takvim-i Vekâyi” (ilk resmi gazete) nin yayınlanması.
10.12.1832 Sisam muhtariyeti.
21.12.1832 Mehmed Ali isyanı.
Mısır Ordusu’nun Konya zaferi. Sadrıazam’ın esir alınması.

18.02.1833 Mehmet Paşa’nın azli, Mehmed Emin Fuat Paşa’nın sadareti.
30.08.1833 Büyük İstanbul yangını.
30.03.1838 Sadaret-in Başvekâlet’e çevrilmesi.
Sadaret Makamı’nın Başbakanlık olarak değiştirilmesi.

24.06.1839 Nizip bozgunu (Mısır kuvvetleri zaferi).
30.06.1839 II. Mahmud’un ölümü.
01.07.1839 Sultan Abdülmecit’in Padişah olması.


Sultan II. Mustafa Han

Posted by Adsız On 0 yorum




Sultan II. Mustafa Han
Babası : Sultan IV. Mehmed
Annesi : Emetullah Rabia Gülnûş Sultan
Doğduğu Tarih : 5 Haziran 1664
Padişah Olduğu Tarih : 6 Şubat 1695
Tahtan İndirildiği Tarih : 23 Ağustos 1703
Ölümü : 8 Ocak 1704

Sultân II. Mustafa, IV. Mehmed’in Emetüllah Gülnûş Sultân’dan 1664 yılında dünyaya gelen oğludur. Amcası II. Ahmed’in vefatının duyar duymaz, Edirne’deki Veliahd Dâiresinden Hünkâr Dâiresine gelerek tahta oturmuş ve kendisine bî’at etmeleri için devlet adamlarını çağırmıştır (Şubat 1695). IV. Murad’dan sonra gelen Osmanlı Padişahları içinde en liyakatlisi, en âlimi ve en kültürlüsü idi. Vâlide Sultân’ın da devlet işlerine karışmayarak kendini hayır hizmetlerine vermesi onun için iyi bir imkândı. Sakız Adasının geriye alınışını göremeden vefat eden amcasının intikamını, kalyonlar kaptanı Mezomorta Hüseyin Paşa eliyle tahta çıktığı ay aldı ve Sakız Adasından Venediklileri kovdu. II. Mustafa'nın ilk icraatı Elmas Mehmed Paşa'yı sadrazamlığa ve hocası eski Şeyhülislâm Feyzullah Efendi'yi de Şeyhülislâmlığa getirmek oldu.

Bazı devlet erkânının karşı çıkmasına rağmen Avusturya üzerine çıktığı 1. Seferde, Lipve, Lügoş ve Şebeş Kaleleri feth olunarak Temeşvar’a kadar gelindi (Aralık 1695). Çevresindekilerin ısrarıyla İstanbul’a dönüldü. Ancak düşman durmuyordu. Açık denizlere inmeyi hedef edinen Rus Çarı Büyük Petro, Azak önüne kadar geldi. Osmanlı ordusunun kahramanca müdafaasına ve Çar Petro’yu geri çekilmeye mecbur bırakmalarına rağmen, 1 yıl sonra tekrar hücum etti ve Azak, Ruslar tarafından işgal edildi. Bu işgal İstanbul’u hüzne gark etti. Nisan 1696 yılında II. Mustafa 2. Sefer-i Hümâyuna çıktı ve Olaş Meydan Muharebesinde Avusturya Kralı Kral Elektör yenildi ve kaçtı. Bu zaferin ardından II. Mustafa tekrar Edirne’ye döndü.

Ancak II. Mustafa’nın katıldığı 3. Avusturya seferinde, karşısında Savoie prensi Mareşal Eugen vardı. Kara Mustafa Paşa ile Viyana önünde genç bir subay olarak savaşan bu komutanın komutasındaki Avusturya kuvvetleri, Macaristan’ın güneyinde yer alan Zenta’da Osmanlı ordusu ile karşılaştı. Maalesef Eylül 1697 yılında Padişahın baş komutan olduğu bir Osmanlı ordusu, tarihinde ilk defa, 15.000’e yakın şehid vererek ve Padişah’ın canını da zor kurtararak mağlubiyet acısını tattı. Hatta bu zaferin şımarıklığı ile aynı prens bir ay sonra Bosnasaray’a hücum etti ve burayı harabeye çevirdi
.
İslâm âlemi, İran da dahil olmak üzere, Osmanlı ordusunun bu mağlubiyeti sebebiyle kan ağlıyordu. Ancak düşman da kendinden emin değildi. Venedikliler, Hanya’yı muhasara altına almalarına ve Bosna-Hersek cephesinde Osmanlı Devleti’ni rahatsız etmelerine rağmen, Mora’yı kaybedecekleri korkusuyla Viyana’yı sulh için teşvik ediyorlardı. Lehistan bütün gayretiyle Kamaniçe’yi almak için uğraşıyordı. Ruslar ise, Azak Kalesini almakla yetinmiyorlar ve açık denize inmek için daha da ileri gidiyorlardı. İşte böyle bir havada, Osmanlı Sadrazamı Amca-zâde Hüseyin Paşa ve Reisül-Küttâb (Dışişleri Bakanı) Râmi Mehmed Efendi’nin gayretleriyle, Belgrad’ın 65 km kuzeybatısında yer alan Karlofça’da, Avrupa’daki üstünlüğün Osmanlı Devleti’nden Avrupalı Devletlere geçtiğini ortaya koyan ve Osmanlı Devleti’nin gerileme devrini başlatan ilk andlaşma imzalandı (Karlofça Andlaşması, 26.01.1699). Andlaşma Avusturya, Venedik ve Polonya ile devam eden 15 yıllık ve Rusya ile devam eden 9 yıllık savaşa son veriyordu; ancak Macaristan tamamen Avusturya’ya; Mora Venediklilere, Kamaniçe merkezli Podolya Eyâleti Lehlere ve 1700 yılında yapılan ilave İstanbul Andlaşması ile de Azak Ruslara teslim ediliyordu. Karadeniz Osmanlı Gölü olmaktan çıkmış ve Avrupa’daki hâkimiyet tamamen kaybedilmişti. Üç devletle 25 yıllık sulh andlaşması imzalanırken Rusya ile sadece üç yıllık mütâreke imzalanmıştı. Bunu İstanbul Andlaşması tamamlamıştır. Osmanlı Padişahı artık Avrupalı devlet başkanlarına sen değil, siz diyecekti. Buna rağmen 15 yıldır devam eden felâket yılları da sona ermişti.

Savaş sıkıntılarından kurtulan Osmanlı idaresi, iç problemleri çözebilmek için bir dizi reforma girişti. Yeni sınırlar kontrol altına alındı. Devletin müesseseleri yeniden tanzim olunmaya başlandı. Devlet idaresinde Şeyhülislâm Feyzullah Efendi’nin etkisi görülmeye başlandı. Onun tezkiyesiyle sulh andlaşmasının mürahhası Rami Efendi, önce vezirliğe ve sonra da sadrazamlığa getirildi. Fakat onun da Feyzullah Efendi ile arası açıldı; azli için uğraştı, ancak muvaffak olamadı. Feyzullah Efendi, âlim, müstakim ve değerli bir insan olmasına rağmen, yakınlarını devlet idaresinde belli makamlara getirmesi ve bu noktadaki hırsı onu milletin gözünden düşürdü. Divan-ı Hümâyun, bir nevi Feyzullah-zâdeler Divanı haline geldi. Padişah’ın yarım asırdır İstanbul yerine Edirne’de oturması da merkezde bazı rahatsızlıklar meydana getiriyordu. Bu iki temel sebep 1. Edirne Vak’ası diye bilinen ayaklanmanın meydana gelmesine sebep oldu. İstanbul'da kıyam eden 200 kadar cebeci Edirne'ye gelinceye kadar 80.000'i buldular ve Ağustos 1703 tarihinde Padişah’ı tahttan indirdiler. Aksi sesler duyulsa da kardeşi III. Ahmed’i tahta geçirdiler. II. Mustafa ise, hal’ından 4 ay sonra kederinden vefat etti.

Hocaları Hafız Osman Efendi, Feyzullah Efendi ve Hoca-zâde Mehmed Efendi gibi âlimlerden ders alarak yetişen II. Mustafa, hattât, şair ve büyük bir İslâm âlimi idi. Fiilen sefere çıkan son Osmanlı Padişahı oldu. Hal’ edilmesinin baş sebeplerinden olan Şeyhülislâm Feyzullah Efendi ise, çok büyük hakaretlere maruz bırakıldıktan sonra katl olunmuş ve cesedi de Tunca Nehrine atılmıştır (Eylül 1703).

Osmanlı hareminde beraber karı-koca hayatı yaşadıkları ve ancak genellikle çocuk sahibi olmadıkları câriyeler demek olan ikbal müessesesi, II. Mustafa’dan itibaren başlamıştır. İkballer çocuk doğurdukları zaman çoğunlukla Kadın Efendi olmuşlar ve bazan da nikâh akdi ile zevce haline getirilmişlerdir.

Osmanlı Devleti, bütün bu menfiliklere rağmen, yine de dünyada bir numaralı güçlü devlet idi ve onu yine Müslüman bir devlet olan Timuroğullarının Hindistan’da devam ettirdikleri devlet takip ediyordu.

ZEVCELERİ: KADIN EFENDİLERİ: 1- Âlî-cenâb Baş Haseki. 2-Şeh-süvâr Vâlide Sultân; 4. Haseki ve III. Osman’ın annesi. 3- Sâliha Sebkatî Vâlide Sultân; Câriyelerden ve I. Mahmûd’un annesi. 4- Hümâ Şah Haseki. 5- Afîfe Haseki. 6- Hatice Haseki. İKBALLERİ: 7- Hafsa Sultân; Üçüncü Haseki olduğu söyleniyorsa da Kadın Efendi olması kuvvetle muhtemeldir. 8- Hanife Hâtun; İkinci veya Üçüncü İkbaldir. 9- Fatma Şahin Hâtûn.

ÇOCUKLARI: 1-Şehzâde Sultân Mahmûd I. 2-Şehzâde Sultân Osman III. 3-Şehzâde Murad. 4-Şehzâde Mehmed. 5-Şehzâde Süleyman. 6-Şehzâde Hüseyin. 7-Şehzâde Selim. 8-Şehzâde Ali. 9- Safiyye Sultân. 10- Ayşe Sultân. 11- Emetüllah Sultân. 12-Şehzâde Hasan Hân. 13- Zeyneb Sultân. 14- Rukıyye Sultân .


Kaynak: Osmanlı Araştırmalar Vakfı

06.02.1695

Sultan II. Ahmed’in ölümü.
Sultan II. Mustafa’nın Edirne’de yapılan tören ile padişah oluşu.


09.02.1695 Sultan II. Mustafa’nın Sadrazama hattı hümayun göndererek, Avusturya ile devam eden savaş sebebiyle ordunun başında olarak savaşa katılacağını bildirmesi.
18.02.1695 Sakız Adası’nın geri alınmasını sağlayan Koyun Adaları zaferi.
02.05.1695 Sürmeli Ali Paşa’nın azli.
Elmas Mehmed Paşa’nın sadareti.

30.06.1695 II. Mustafa’nın Avusturya seferi için Edirne’den hareketi.
09.09.1695 Lip ve Lipve-Lippa’nın fethi.
18.09.1695 Zeytinburnu Deniz zaferi.
Venedik donanmasının imhası.

22.09.1695 Lippa’nın güneyinde bulunan Lugas’un kuşatılması.
Lugas zaferi.

28.09.1695 Ordu’nun İstanbul’a dönmek üzere hareketi.
13.10.1695 Azak zaferi.
Kalenin Ruslardan kurtarılması.

18.11.1695 Ordu’nun Edirne’ye gelişi.
20.04.1696 Sultan Mustafa’nın ikinci sefere başlamak üzere Davudpaşa ordugâhından hareketi.
18.06.1696 Sultan II. Mustafa’nın, Edirne’den sefere başlamak üzere yola çıkması.
06.08.1696 Azak Kalesi’nin düşman eline geçmesi.
08.08.1696 Sultan II. Mustafa’nın Belgrad’a varışı.
27.08.1696 Olaseh (Ulaş) zaferi.
Padişahın sefer dönüşü.

31.08.1696 Ordu’nun zafer sonrası Tamışvar’a gelişi.
Koca Cafer Paşa’nın Belgrad muhafızlığına tayini.

25.09.1696 Padişah ve ordunun Edirne’ye gelişi.
28.09.1696 II. Mustafa’nın İstanbul’a dönmek üzere Belgrad’dan ayrılışı.
17.06.1697 Sultan II. Mustafa’nın üçüncü seferi.
Padişah ve ordu komutanları arasında Belgrad’da Harp Meclisi’nin toplanması.

11.09.1697 Erdel yakınında Tisa Köprüsü’nü geçerken paniğe kapılan ordunun Zenta faciası.
12.09.1697 Osmanlı Ordusu’nun tüm malzemelerinin Avusturyalıların eline geçmesi ve Veziriâzam Elmas Mehmed Paşa’nın şahadeti.
18.09.1697 Amcazade Hüseyin Paşa’nın sadareti.
17.10.1697 Bosna Sarayı’nın yanması.
20.10.1698 Osmanlı Temsilcilerinin Belgrad’dan Karlofça’ya hareketleri.
26.01.1699 Karlofça andlaşması.
14.07.1700 Osmanlı-Rus barışı.
03.12.1701 Bedesten yangını.
04.09.1702 Amcazade Hüseyin Paşa’nın istifası.
Daltaban Mustafa Paşa’nın sadareti.

24.01.1703 Daltaban Mustafa Paşa’nın azli ve Ramî Mehmed Paşa’nın sadareti.
22.08.1703 Edirne Olayı. Sultan II. Mustafa’nın tahttan indirilmesi.
Sultan III. Ahmed’in padişah olması.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Sayfamızı Beğenmenizle
Mutluluk Duyarız